Birakin, ünlü bir sair oldugunu. Birakin, komünistligini. Birakin, sürgünlügünü. Birakin, herseyi bir tarafa birakin ve Nazim Hikmet Ran'a 100. dogum yilinda lütfen bir insan, unutulan ama unutulmamasi gereken, günümüzde bile örneklerini görebilecegimiz bu yer kürenin bir yasayani gözüyle bakin...
Nazim HIKMET RAN, 1902-1963
-Yüzyil oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayali,
gözünün içinde durmayali,
aklinin aydinligina sorular sormayali,
dokunmayali sicakligina karninin.
Yüz yildir bekler beni
bir sehirde bir kadin.-
Iste, bütün olay bu: bir kadin.
Evet, bütün olay bu bir kadin.
Bu yaziyi yazmadan önce, Paris'te yasayan ve merdivenlerin basamaklarini teker teker, sindire sindire çikarak mesleginin zirvesine yaklasan bir psikiyatr arkadasim ile konustum. Derya, benim tesadüfen tanidigim ama sonra kendisinden kolay kolay kopamadigim bir arkadasimdir. Nazim olayina, kadin gözüyle bakti. Psikiyatr gözüyle bakti. Yurtdisinda yasayan bir Türk gözüyle bakti. Üç kelime söyledi. Ben de bu yaziyi o üç kelime üzerine insa edecegim. Ana. Kadin. Vatan.
Birakin, vatandaslik tekrardan kendisine bahsedilmis veya bahsedilmemis. Nazim'in umurunda mi? Çikarilmis mi?, çikarilmamis mi?, numarasi varmis, yokmus... yillarca onun safhinda yer alanlara karsi silah çekenler, fisleyenler, iskence yapanlar, sonradan onun siirlerini parti kurultaylarinda okumuslar, umurunda mi? Birakin, Nazim için bu dünyaya gelisinin bir asrini geride birakilisi dolayisiyla kutlamalar düzenleyerek onun adindan yararlanip, ceplerini dolduranlari. Nazim'in umurunda mi?
Ayni daldaydik, ayni daldaydik.
Ayni daldan düsüp ayrildik.
Aramizda yüz yillik zaman,
yol yüz yillik.
Yüz yildir alacakaranlikta
Evet, Nazim ayni daldaydi. O dalda kimlerin yaninda oldugunu sadece o bilirdi. O'nu, o daldan agacin gövdesine vura vura düsürdüler. Yanyana olduklariyla ayirdilar. Hem de bir asir boyunca. Çünkü onlar, o dalda oturmanin zevkini tadamayanlardi. O daldan düstü, kostu. Durmadan kostu. Karanlikta kostu, alacakaranlikta kostu, safak vakti kostu, körfezlerde günes dogana kadar kostu. Hâlâ da kosuyor. Niye mi?
Yoldaslar, ölürsem o günden önce yani,
Oyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni
ve de uyarina gelirse,
tepemde bir de çinar olursa
tas mas da istemez hani...
O, dalindan düstügü, sevdiklerinden koparildigi dalin, o çinar dalininin altinda huzur içinde yatabilmek için kosuyor.
Etmeyin beyler, her kim olursaniz olun. Mesleginiz ne olursa olsun. Sunu unutmayin: bir ananiz oldu ! Küçükken sokaklarinda veya kirlarinda kosup, dallarina tirmandiginiz bir agaciniz oldu ! Iyi veya kötü dogdugunuz bir anavataniniz oldu! Psikopat da olsaniz, barbar da olsaniz, sadist de olsaniz, bir gün sevdiginiz bir kadininiz oldu... Ve ne yaparsaniz yapin, sonunda tek bir adres var:
Olumden Oteye Koy Var mi???
Karli kayin ormaninda yürüyorum geceleyin. Efkârliyim, efkârliyim, elini ver, nerde elin. |
|
| |
Memleket mi, yildizlar mi, gençligim mi daha uzak? Kayinlarin arasinda bir pencere, sari sicak. |
O tutku-
Karanlikta elini aradigi tutku...
Kayinlarin arasinda, çinarlarin dibinde, kekik kokan, ates böceklerinin cizladigi, yusufcuklarin öttügü topraklarin tutkusu...
Ana tutkusu...
Sevgili tutkusu...
Kadin tutkusu...
Memleket tutkusu...
Üçü de insanin bir parçasidir. Bu dünyada unutulan insanin, unutulmamasi gereken insanin, insan olarak dogan, insan olarak yasayan, insan olarak ölen ama insan olarak hatirlanmak isteyen insanin. Yani Nazim Hikmet Ran'in...
Bu üçünden uzak kaldiniz mi hiç?
Ananizin kokusunu, sevgilinizin, kadininizin kokusunu ve dogdugunuz topraklarin kokusunu, gurbette, sürgünde rüyalarinizda gördünüz kokladiniz mi? Daha dogrusu koklamaya çalistiniz mi? Çocuklugunuzda yasadiginiz o güzel anlari yabanci topraklarda bir renk veya koku ile animsadiniz mi? Yüreginiz hiç ciz etti mi? Gözleriniz doldu mu? Gizli gizli agladiniz mi? Yapamadiniz mi? O zaman siz insan degilsiniz. Insan olmadiginiz için de, Nazim Hikmet'leri o güzelim topraklardan sürdünüz!.
-Aldirma anam ne çikar?
Ne çikar
kudurtsun
karayel
sulari,
Hazerde doganin
Hazerdir mezari!
Hiç, bir gayri müslimin cenaze töreninde bulundunuz mu?
Benim ilk hazir bulundugum cenaze töreni, Paris'te ünlülerin mezarligi Pere La Chaise'dedir. Strasbourg'daki Avrupa Konseyi merkez binasi önünde, Avrupa Sarayi önünde bir trafik canavarinin aramizdan götürdügü Kosta Daponte'nin topraga verilisi sirasindadir. Cumhuriyet Gazetesi Paris Muhabiri, can dost.
Baskalari izledi.
Protestanlarin cenaze töreninde bulundum.
Kosta, Ortodoks'tu...
Katoliklerin kiliselerine gittim.
Hepsinde ortak söylenen su söz vardi:
"Topraktan geldin, topraga dönüyorsun."
Topraga beraber dalacagiz.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak iki çiçek açacak :
biri
sen
biri de
ben.
Biri sen, kim? Nazim kimi tarif etmis ise o. Anasi, kadini, sevgilisi veya memleketi.
Gayri müslimlerin cenaze törenlerinde ve topraga verilislerinde ilk dikkatimi çeken husus, bizdeki gibi kimsenin kendisini yerden yere atmadigi, "mezara kadin yaklasamaz" diye erkekler disindakilerin uzaklastirilmadiklari, sonra hep birlikte toplanip, ölenin serefine, kadeh kaldirip, içki içip, ve hatta gülerek ondan, anilardan bahsedilmesiydi... Galiba modernite bu. Insanlik bu. Medeniyet bu. Ilk baslarda bana acayip gelmisti. Simdilerde alistim.
Ben
daha olumlu düsünüyorum
Ben daha bir çocuk doguracagim
Hayat tasiyor içimden.
Kayniyor kanim.
Yasayacagim, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalniz pek sevimsiz buluyorum
Sair Can Yücel, Datça'ya gömülmesini istemisti. Daha dogrusu nihai istiragâhat olarak, küçük bir arazi parçasini parsellemisti. Bir gün yabani bir çiçek, o parselledigi arazi parçasinda nemlenip filizlendi. Hatta Nazim'in düsledigi gibi sapinda iki de çiçek açti. Belki de üç.. Bu o toprakta "Can" oldugunun bir kanitiydi.
Zordur gurbetlik. Zordur sürgünlük. Suçu ne olursa olsun (baska bir insanin canina kiymamis, eline silah alip gerekçesi, davasi ne olursa olsun teröre bulasmamis, kan dökmemis ise). Zordur gurbetlik. Zordur sürgünlük. Hudut kapisina kadar gelip, gözlerin yasli içeriye bakarsin. Ama giremezsin. Oysa o sirada köy dügünü vardir. Horon tepemezsin. Kinali'da mehtap çikmistir. Raki içemezsin...
Komünistsin...
Insan olan vatanini satar mi?
Suyun içip ekmegin yediniz,
Dünyada vatandan aziz sey var mi?
Gün gelir çark düzüne çevrilir,
günü gelir hesabiniz görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasil kiyilir?
Tutku... O tutku...
Analardir adam eden adami
aydinliklardir önümüzde gider.
Sizi de bir ana dogurmadi mi?
Analara kiymayin efendiler.
Tutku... Bir baska tutku...
Gelinler aynada saçini tarar,
aynanin içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradilar.
Gelinlere kiymayin efendiler.
Tutku... Komünist bile olsan insansin, insanlik tutkusu...
Büyük insanligin topraginda gölge yok
sokaginda fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanligin
Tutku..sürgünde olsan bile seversin, asiksin, asik erkegin tutkusu...
Yüz yildir bekler beni
bir sehirde bir kadin.
Ayni daldaydik, ayni daldaydik.
Ayni daldan düsüp ayrildik.
Aramizda yüz yillik zaman,
yol yüz yillik.
Yüz yildir alacakaranlikta
kosuyorum ardindan.
Bir asirdir kosan, bugün özgürlesen, duvarlarin yikildigi, ortak Avrupa Ev'lerinden söz edildigi topraklarda dönüs yolunu bekleyen biri var.
Beyler, sagci da olsaniz, solcu da.. Fasist de olsaniz, Kemalist de.. Eger, insansaniz, bir ananizin, bir yavuklunuzun, bir memleketinizin olduguna inaniyorsaniz, sizden olan, ama sizin gibi düsünmeyenlere kiyamazsiniz.
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, disler kenetli, ayaklar çiplak
ve ipek bir haliya benziyen toprak,
Kapansin el kapilari, bir daha açilmasin,
yok edin insanin insana kullugunu,
bu davet bizim...
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardesçesine,
bu hasret bizim...
Nazim, günümüzde unutulmamasi gereken ama unutulan insanin sembolüdür.
Birakin sairligini, birakin komünistligini, birakin ona siyasi emelleri için sahip çikmaktan baskaca bir duygu beslemeyenleri, birakin yillarca onu "vatan haini" ilân ettikten sonra bugün kurultaylarinda dizelerini seslendirmeye çalisirken, akordu bozuk sazlarla rezil, kepaze olanlari...
O "Vasiyet"inde tarif etmistir, bir yerlerde, beraber olup, hasretlik gidereceklerini, kiyisinda olmasa bile yukaridan yakamozlara bakip, mehtap türküleri söyleyerek, asirlarca hasret kaldigi, kaldiramadigi ama ölüm olmayan o dünyadan kaldirdigi raki kadehlerini...
Nazim HIKMET RAN. Son ikametgâh adresi: VATANI!!!
Yoldaslar nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtulustan önce yani,
alip götürün
Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni.
Hasan beyin vurdurdugu
Irgat Osman yatsin yanimda
ve çavdarin dibinde topraga çocuklayip
kirki çikmadan ölen sehit Ayse öbür yanimda.
Traktörlerle türküler geçsin altbasindan mezarligin,
seher aydinliginda taze insan, yanik benzin kokusu,
tarlalar orta mali, kanallarda su,
ne kuraklik, ne candarma korkusu.
Biz bu türküleri elbette isitecek degiliz,
topragin altinda yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
topragin altinda sagir, kör, dilsiz.
Ama bu türküleri söylemisim ben
daha onlar düzülmeden,
duymusum yanik benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.
Benim sessiz komsularima gelince,
Sehit Ayse'yle Irgat Osman
çektiler büyük hasreti sagliklarinda
belki de farkinda bile olmadan.
Yoldaslar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu'da bir köy mezarligina gömün beni
ve de uyarina gelirse,
tepemde bir de çinar olursa
tasima- da istemez hani...
* * * * *
Her kim olursaniz olun, unutmayin !
Paydos..''--diyecek bize birgün tabiat anamiz,--
``gülmek, aglamak bitti çocugum...''
Ve tekrar uçsuz bucaksiz baslayacak:
görmeyen, konusmayan, düsünmeyen hayat...
|
• 2007-04-20 11:27:42 - selam